(Bu makale Sabah Gazetesi İşte İnsan’da yayınlanmıştır.)

Oltamız yok ise köprüden balık tutabilir miyiz? Tutamadıysak sepetimiz dolu gibi davranabilir miyiz?

Bilginin temelinin sağlam olması ve derinliği aslında çevremizde iletişim ve etkileşim halinde olduğumuz tüm insanlarda aradığımız en önemli özelliklerden biridir. Bilgi ise gözlemlerimiz, yaşadıklarımız, araştırmalarımız, deneyimlerimiz ve öğrendiklerimizin sonucu elde ettiğimiz gerçektir.

Bir bilginin tam olması, uzun zaman o bilginin üzerinde çalışılması ve farklı bilgiler ekleyerek uzmanlığa dönüştürülmesi, ayrıca sahip olunan bilginin başkalarının gelişimi için fayda sağlaması önemlidir. Aslında “özgüven sandığı” mız sahip olduğumuz bilgi altınlarının sayısı arttıkça dolar. Yorumlarımızın değer görmesi, fikirlerimizin başkalarına aktarılması, düşüncelerimizin dinlenmesi ve eylemlerimizin örnek alınması için bilgimizin tam olması gereklidir. Bir şeyi tam bilmek aslında her şeyi tüm görmeye giden kısa yoldur.

Japonya’da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış. Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmesiyle bu hayali de yıkılan çocuğun babası, Japonya’nın ünlü bir Judo ustasına giderek yardım istemiş. Usta ertesi günden itibaren tam on yıl boyunca çocuğa tek bir hareket öğretmiş ve her gün bu hareketi çalışmasını istemiş.

Çocuk zaman zaman hocasının yanına gitmiş. “Bu hareketi öğrendim başka hareket göstermeyecek misiniz” diye sormuş. Hocanın cevabı “Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz” olmuş. 2 yıl, 3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10’uncu yılını doldurmuş. Bir gün hocası yanına gelip “Hazır ol” demiş “Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın.” Delikanlı şaşırmış. Hem sol kolu yok hem de judoda bildiği tek hareket var… Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş ama hocasına saygısından ses çıkarmamış. Delikanlı ilk müsabakasına çıkmış.

Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. İkinci, üçüncü maç, çeyrek final, yarı final derken final maçına çıkmış. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış. Rakibini yenmiş ve şampiyon olmuş. Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş ve “Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım” diye sormuş. Hocası da “Bak oğlum, 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın k artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. Bu bir, ikincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir” demiş.
Bazen farkına varmasak da eksik gördüğümüz taraflarımız aynı zamanda en güçlü taraflarımız olabilir. Ama yeter ki bu eksiklik zihinlerde olmasın!

Günümüzde tam olmayan bilgi ile hareket etmenin yanı sıra çevresindekilere biliyormuşçasına davranan insanlar, gerçekten bilgisinin derinliği olan, uzmanlık elde etmek için bir bilgi üzerinde uzun yıllar çalışmış, bilginin gücüne inanan ve bilgisini güncel tutan insanlar karşısında gagası kırılmış ağaçkakan gibi sessiz kalmaktadır. İşte bu nedenle neye sahip olduğumuzu ve neyi geliştirmemiz gerektiğini bilmeliyiz. Bilgi geçmişten günümüze gelen, bugüne değer katan ve geleceği şekillendiren bir etki olarak görülmeli ve sahip olunan her bilgi özümsenerek, kalıcı hale getirilmelidir.

Boren şöyle ifade ediyor bilginin sadelik ve tevazu ile güç kazandığını: “Yeter derecede eğitime sahip olmalısın ki etrafındaki insanları lüzumundan fazla büyük görmeyesin; fakat bilge olacak kadar da eğitim görmüş olmalısın ki onları küçük görmeyesin.”
Son zamanlarda üzerinde çok araştırma yapılan bir konu da bilginin gücünün kişiyi ne kadar cesaretlendirdiği ve tam tersini düşündüğümüzde bilgisizliğin kişiye güç verip vermediği ve cehaletin cesarete olan etkisi. Bu alandaki çalışmalarıyla psikoloji alanında Ig Nobel ödülü (*) kazanan psikologlar Justin Kruger ve David Dunning bu konu ile ilgili yıllardır farklı araştırmalar yapıyorlar. Araştırmalarının sonucu ise oldukça ilginç; “Cehalet bireylerin kendilerine olan güvenlerini arttırıyor.” Hatta yapılan testler sonucunda bilgisinin derinliği olmayan, bilgi düzeyi çok düşük olan kişiler yaptıklarının doğruluğundan yüzde 90 emin olduklarını ifade ediyorlar. Diğer yandan bilgi kütüphaneleri tam donanımlı bilge baykuşlar ise tüm yanıtları doğru olduğu halde sadece yüzde 60’ının doğruluğundan emin olduklarını söylüyorlar. Ortaya çıkan durum ise fazla tevazu gösterildiğinde gerçek sanılması ve baykuşun bilgeliğini takdir etmek yerine çirkinliğini vurgulayanların, kendilerini ormana kral ilan etmeleri…

Oysa tarihe dönüp baktığımızda bilgiye inananlar, gerçek bilginin sahiplerine saygı duyanlar her zaman onların derin bilgilerinden yararlanmış ve bu sayede çağlar atlanmış, devrimler yapılmış, akımlara öncülük edilmiş. Floransa’da 13. ve 17. yüzyıllar arasında yaşamış olan ve adeta kentle özdeşleşen Medici Ailesi, bilgiye ve farklı tecrübelerin, farklı uzmanlıkların gücüne olan inançları ile Rönesans’ın ortaya çıkışını sağlamıştır. Öyle ki Medici Ailesi’nin zeka ve bilgi ikilisinin ortaya çıkardığı güce olan etkisi, yazarlar ve bilim adamları tarafından da incelenmiş sonuç olarak ortaya “Medici Etkisi” denilen kavram çıkmıştır. Bu kavram ilk kez Frans Johansson isimli yazar tarafından ifade edilmiştir.

Bilgi alındıkça büyür, büyüdükçe şaşırtır. Öğrenmenin sonu olmadığını kitap okudukça daha iyi görüyoruz. Ve gördüklerimiz karşısında hayret içerisinde daha fazla öğrenmek için kararlılığımızı sürdürüyoruz. “Bilgi adası ne kadar büyük olursa, hayretin kıyıları da o denli uzun olur” diyor Ralph W. Sockman.

Bilgi gerçekten güç. Teknolojinin olmadığı dönemlerde de güçtü, savaşlar sırasında da güçtü, imparatorluklara da güç verdi. 10’uncu yüzyılda İran’ın veziriazamı olan Abdul Kasım İsmail, bilginin gücünün kesinliğine inanırmış ve kitaplarına çok düşkün bir adammış. Bu sıradan bir düşkünlük değil. 117 bin cilt kitaptan oluşan kütüphanesini nereye giderse yanında götürüyormuş. Bu iş için develeri kullanıyormuş. Özel eğitimli 400 deve, alfabetik olarak sıralanarak vezirin kitaplarını taşıyormuş. Hiçbir zaman unvanını kullanarak olmayan bilgisinin ardına sığınmamış.

İşte bilginin gücü böyle güçlü bir rüzgar bir kere kapıldınız mı çevrenizde ne varsa sizinle beraber geleceğe doğru yola çıkıyor…

Köprüye balık tutmaya gidiyorsak, nasıl tutacağımızı öğrenelim. Oltamızı yanımıza alalım, bir bilene soralım, bilgiyle donanalım. Sepetimiz gerçekten tuttuğumuz balıklarla dolu olsun, sepetin kapağını gururla açalım. Eğer balık tutamadıysak da tutamadığımızı söyleyecek kadar cesaretli olalım, unutmayalım cesaret bilgiyle kol kola gezer.

Bir yıl sonrasıysa düşündüğün, tohum ek.
Ağaç dik, on yıl sonrasıysa tasarladığın.
Ama düşünüyorsan yüzyıl ötesini, halkı eğit o zaman.
Bir kez tohum ekersen bir kez ürün alırsın.
Yüz kez olur bu ürün, eğitirsen milleti.
Birisine bir balık verirsen doyar bir defalık.
Balık tutmayı öğret, doysun ömrü boyunca.

Kuan-Tzu

(*) Nobel ödüllerini tiye alan Amerika çıkışlı Ig Nobel ödülleri her yıl ekim ayının başlarında “insanları önce güldüren, sonra düşündüren” başarılı 10 çalışmaya veriliyor…

Mehmet Acar

98%

Müşteri Memnuniyeti

470

İş Projesi

1020

Sağlanan Rehberlik

28

Kazanılan Ödül

SON HABERLER

DIŞ TİCARET

Onda Consultancy Dış Ticaret bölümü olarak; inovatif, çevre dostu sürdürülebilir ürünleri değerli müşterilerimizle buluşturmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda temel prensibimiz; sürdürülebilir hayata önem veren çalışmaların bir parçası olmak, çevre dostu, doğa ve insan sağlığıyla uyumlu aynı zamanda kalite ve tasarım odaklı ürünleri uluslararası pazarlarda yaygınlaştırmak ve satışına ivme katmaktır. Uluslararası bağlantılarımız, geniş ürün ve müşteri portföyümüzle en hızlı, en güvenilir ve en etkin çözümleri ortaya çıkarmaktır.

Detaylı Bilgi için Tıklayınız
EĞİTİM PROGRAMLARI

İş dünyasında yaşanan hızlı değişimlerden ve gereksinimlerden yola çıkarak eğitim programlarımızı oluşturduk. Kültür, Strateji, Liderlik ve Performans alanlarında “iddialı içerikler” tasarladık.
Eğitimlerimizde bizlerle verimli ve keyifli bir öğrenme yolculuğuna çıkacaksınız.

Detaylı Bilgi için Tıklayınız
RACA© PERFORMANS YÖNETİM SİSTEMİ

Birlikte çalıştığımız, ülkemizin önde gelen firmalarının ihtiyaçlarından hareket ederek “RACA© Performans Yönetim Sistemi” yazılım programını geliştirdik. Danışmanlık alanındaki bilgi birikimi ve tecrübemizi entegre ettik ve çok yönlü bir ölçüm platformu oluşturduk.

RACA© Performans Yönetim Sistemi Stratejiden Performansa© modelimizin yeni bir süper gücüdür.

Detaylı Bilgi için Tıklayınız

Nasıl yardım edebiliriz?

Bizimle İletişim Kurun
tr_TRTR